Mevlâna'da Akıl ve Mana

Akıl, iki çeşittir: Birincisi kazanılan akıldır; sen onu mektepteki çocuk gibi kitaptan, hocalardan, düşünceden, alışkanlıktan, kavramlardan, ve yeni ilimlerden öğrenirsin. Aklın başkalarınınkinden daha büyük olur, fakat edindiklerinin ağırlığıyla yorulursun. Diğer akıl, Allah'ın ihsanıdır; onun kaynağı ruhtadır. Gönülden bilgi pınarı fışkırdığında onun kaynağı ne bozulur, ne eskir ne de renk değiştirir. Edinilmiş akıl dışarıdan eve akan bir ırmağa benzer. Eğer yolu üzerinde bir engel olursa aciz kalır. Kendi içindeki pınarı ara sen!

Akıllar arasındaki zıtlıkların farkında ol! Biri dünyadan semaya uzanır, Güneş gibidir. Diğeri Venüs'ten veya kayan yıldızdan daha aşağıdır. Kandil gibi titrek, sarhoş bir akıl olduğu gibi, ateş kıvılcımı gibi bir akıl da vardır. Cüzi akıl gözden düşmüş akıldır; dünya arzusu insanı asıl hedefinden yoksun bırakır.

İnkarcının delili ancak ve ancak şudur: “Ben şu görünen yurttan başka bir şey görmüyorum.” Hiç düşünmez ki nerede görünen bir şey varsa, o gizli hikmetleri haber vermededir. Bil ki zahiri suret, görüntü yok olur, fakat mana âlemi ebedidir, kalır. Testinin suretiyle, şekliyle ne vakte dek oynayıp duracaksın? Testinin nakşından geç, ırmağa, suya yürü. Sureti gördün ama manadan gafilsin. Akıllıysan sedeften inci seçip çıkar.

 

Mevlâna

Yorum Yaz